Şöyle uzaktan bakınca güzel bir kumsal,kumsalın bitişiyle başlayan uçsuz bucaksız bir deniz…

Masmavi bir derya.

Yüzeyi sakin, çarşafı andırır gibi.

Çokta masum.

Yalnızdı da üstelik: Kimsecikler yoktu içinde yüzen.

Bitişine doğru ufak ufak dalga yapıyordu.

Bir çocuğun seni elle çağırması gibi. Haydi,gel buraya! diyordu.

Onun aklında hep denize girmek isteği vardı.

Bu sıcak-soğuk,yaz-kış değil her zaman istediği bir şeydi.

Aslında “Denizin” hergün önündeydi ama bir türlü zaman ayıramıyordu.Ya da ayırmaya çekiniyordu.

Hatta bunu düşünmek bile bazen onu boğuyordu.

Sorumluluklar vardı.

Ahh o sorumluluklar. Ardı arkası bitmeyen…

Bu tip türlü bahanelerle denize girmeyi hep erteliyordu. Korkuyordu işte; bişeylerden…

 

Bir gün geldi. Artık korkularıyla yüzleşecek, gerçekten istediği bir şeyi yapacaktı.

Kafaya koymuştu.

Artık sonunu düşünmüyordu. Sadece yapmak istiyordu.

Hazırdı…

Hamlesini yaptı. Gidişat düşündüğünden farklı ilerliyordu.

Kumluk çok sıcak değildi.

Aslında  bir çok iz vardı; o yöne gitmiş. Demek ki “o yollardan geçen” ilk o değildi.

Kuma her basışında kalkan ayağıyla birlikte bastığı kumlarda havalanıyordu.

Bazıları ayağına yapışıyor,bazılarıda ayağını kaldırırkentekrar kuma düşüyordu. O ayağına yapışanlar onu hep düşündürmüştür.

Evet…

Şimdi denizin tam önündeydi.

Bir adım sonra denizin içinde olacaktı. Suya ayağını bastığındataşlar karşıladı onu.Taşlar hafif dengesini kaybettirsede her defasında düşmemeyi dengede durmayı başarıyordu.

“Geçmiş yazlardan” tecrübeliydi.

Su ise sandığından çok soğuktu. Alışacağını umuyordu.Biraz ilerledi.İlerledikçe su derinleşiyor ve daha da soğuyordu.

Artık su beline kadar ulaşmıştı.Olduğu yerde kalakaldı. Suyun soğukluğundan çekindiği belliydi.

Artık bir seçim yapmak zorundaydı. Ya dalacak tümüyle ıslanacak ya da geri dönecekti.

Bu onun için öyle kolay karar verilecek bir şey olmamasına karşın, aslında geri dönmek aklının ucundan geçmiyordu.

Geri dönmeyecekti,çünkü kendisini biraz olsun tanıyordu.

Ve nihayetinde daldı…

Dalmasıyla birlikte vücut ısısı birden düştüğünden dolayı kafasını yüzeye çıkarttığında ani bilinç kaybı yaşadı.

Islanmanın etkisiyle sorumlukları,hedefleri gözünde buğulu bir cam gibiydi. Artık çok uzaklardı ona.

Bütün bunlar olurken ipince birşey vardı aklının derinliklerinde süzülen.

Bunca zamandır acımasız kaygılarından tırsıp bir yerlere büzülmüş,özlemini yoğun olarak çektiği yüzmenin mutluluğuydu bu.

Ölsede gam yemezdi. Düşünmüyordu…

Artık sırılsıklam ıslanmıştı. Hiç bekletmeden yüzmeye başladı. Yüzdükçe derinlere açılma isteği daha da artıyordu. Açılırken tehlikenin arttığının farkındaydı. Bunun geri dönüşü de vardı üstelik…

Ama hep dediği gibi “Atın ölümü arpadandı.”

Açılırken geri dönüşü hesaplamamıştı. Hesaplamak zaten yüzmenin doğasına aykırıydı…

Kıyı artık doğru düzgün görünmüyor,denizin dibi ise çoktan kalbolmuştu.

Rüzgar çıktı ve çarşaf gibi olan denizde dalgalar yükselmeye başladı.

Bu yüzmesini zorlaştırıyordu keza bayağıda açılmıştı.

Suyun rengi maviden siyaha dönmüştü.Yada buydu onun şu andaki algıladığı…

Nitekim korkulan şey oldu: “kramp” girdi.

Karnının sol tarafın arkasında biyerdeydi bu kramp. Bağıramıyor, kimseyden yardım isteyemiyordu.

Hareket zaten edemiyordu.Öylece olduğu yerde kilitlenmişti.

Çok sevdiğin denizin içinde boğuluyordu.

O özlemini duyduğu denizin hayatını karartacağını bilmiyordu. Gerçi bilse bile yine bildiğini yapacaktı.

Kendine tanıyordu dedik ya…

Son saniyelerini yaşıyordu, yine de sevinçliydi. Çok istediği bir şeydi olmuştu,denize girmişti.

Bilinci yavaş yavaş kayboluyordu. Derinliklere doğru çekilirken suyun yüzeyindeki ışığa öylece bakıyordu.

Gözündeki son kareler “aşk” denizinin o masum haliydi…

(507 kez okundu.)