– Küçükken tv de “Yumoş” (çamaşır yumuşatıcısı) reklamı oynardı. Yumoşu panda-ayı tarzı, benim canlı hayvan zannettiğim bir karakterdi. Annemle ne zaman büyük marketlere girsem yumoşu alması için sıkıştırır, ona inanmayıp kendim reyon reyon arardım.

– Uçan balonlar çok popülerdi. Her ne hikmetse babam bana ne zaman uçan balon alsa gün içinde o

balon muhakkak uçup giderdi. Esas anlatmak istediğim bu değil. Babam balonların ucunu büzüştürürdü. O her büzüştürüp balondan ses çıktığında, ben balonun acı çekip ağladığını zannederdim. Birlikte ben de ağlardım balonla.
– Uzaktan kumandalı arabaları bilmeyen yoktur. Sağ olsun babam bana her çeşidini almıştı. Ama benim gözüm doymuyordu. Dışardaki gerçek arabaların uzaktan kumandalısını istiyordum.

– Kokulara karşı hep duyarlıydım. Her şeyi tereddütsüz koklardım. (bkz. Koku filmi)  Koku demişken bir halam vardı. Ona misafirliğe gittiğimizde ilginç parfüm kokusu benim hep dikkatimi çekerdi. Aradan kafadan onbeş-yirmi sene geçmiştir. Bir gün avm de dolaşırken o parfüme (aslında ucuz bir deodorantmış.) denk geldim. Adı “bellisima”. Koku hafızasının gerçekten var olduğuna inandığım gündür.
– Bir bibem vardı. (Çocuk battaniyesi.) Onu çok severdim. Peşimden nereye gidersem götürürdüm onu: Sokağa, misafirliğe, nereye gidersem. O olmadığı zaman çılgına dönerdim. Büyüyünce aynı tutkuya sahip olduğumuz hatta bu battaniye fenomeninin çizgi filmi bile olduğunu görecektim.

– Gelibolu’da yazığımız vardı. (Hamzakoy-Eğritaş tarafı) Plajda, kumsal başlamadan önceki 50 metrelik toprak örtüsü tamamen kemik doluydu. Toprağın kesiti de yaklaşık bir metre yine kemikti. Ben onları “dinazor kemikleri” zannederdim. O kemiklerle oynardım. Onların insan kemikleri olduğunu ilkokul öğretmenim Sn. Melahat ZEREN’in, Gelibolu’da yaklaşık 500 bin şehit verdiğimiz Çanakkale Savaşını (1915-16) gözleri dolarak anlattığında anlayacaktım.

– Çöpleri karıştırmayı severdim. Bu olayı o kadar abartmıştım ki çöpten gerçek silah buldum. Çok ağır olduğunu hatırlıyorum. Sonra babam polise teslim etmişti.

 

– Annem çocukken çok fazla oyuncak kırdığımı söyler. Babam da bu huyumu bilerekten bana demir bir kamyon aldı. Oyun oynarken sinirlendim ve oyuncağı cezalandırmaya karar verdim. Gücüm yetmedi kırmaya keza elimi kanattı. Çözüm basitti. Onu son gördüğümde beşinci kattan aşağıya süzülüyordu.

 

– Beşinci kat demişken babamın neden pencerelere parmaklık yaptığını sonradan anlayacaktım.

 

– Babam bana kızmıştı. Bunu gururuma yedirememiştim. Bende anneme: “ Anne bu babayı satalım, pazardan yenisini alalım.” demem favorilerdendir.

– Pazara gittiğimizde canım ne çekerse direk alıp yemeye başlardım. Her şeyi bedava zannederdim.

– Elma şekerinden soğumuştum. Nedeni ise sürekli alıp ellerimi yapış yapış edip çıkmamasıydı.

 

– Gerçek bir susam sokağı fanatiğiydim. Babama her gün beni susam sokağına ne zaman götüreceğini sorardım. Kirlinin evini çok merak ediyordum.

– Susam sokağında hatırlarımda kalan bir şeyde şudur: Bir tane kurbağanın (kurbağacık) TV ekranına üçgen çizmesiydi. Çocukken çok uğraştım lakin TV canıma ben o üçgeni çizemedim. Şu an hırslı biriysem bu hadise yüzündendir.

 

– Çok samimi bir karşı komşumuz vardı. (used to) Onların da benim yaşlarda bir kızları vardı. Annesi bize gelip giderken kızının benim bibemde (battaniye) de gözü olduğunu ve yürüteceğini zannederdim. Nitekim bu olay gerçekleşti. Bende sinsi bir plan yaptım. Onların evine gidecektik. Girer girmez kızın boğazına yapıştım “benim bibemi ver bibemi verr!” diye. (Olayın gerçeği benim battaniyeme uykuda işemem ve annemin yıkanmış halini göstermesine rağmen, o battaniyenin bibem olduğuna inanmamamdır.)

(579 kez okundu.)