Sevgili B şıkkın’a

Öylesine şıkların arasında dolaşıyordum,Seni gördüm.

Diğer şıklardan çok farklıydın.

Bunu hissedibiliyordum.

Okudukça anladım.

Ortak birçok asal çarpanımız var.

Şıklara eğildim,

Ve hiç düşünmeden seni işaretledim. 

Artık kümemde diğer şıklara yer yok.

İrrasyönel dünyama renk getirdin.

Yaptığımdan hiç pişman değilim.

Dünyaya bir daha gelirsem,yine hep seni işaretlerim.

———————————————

 

Final haftası başlayalı üç gün olmuştu.

Bugün saat 9.30 da başlayan mukavemet sınavından yeni çıktı.

Yarın sabah yine önemli bir sınavı vardı: Akışkanlar Mekaniği.

Sınav kağıdını gözetmene teslim ederken karnının çok acıktığını hissetti.

Sabah evden kahvaltı yapmadan çıkmıştı. Sınava da aç aç girmişti.

Poğaça, simit alsa öğleye doğru yine acıkacak ,evde yumurta, çay yapsa zamanı gidecek diye düşündü

Her dakika beynine sınava çalışmalıyım emri gönderen, lakin eylemi bir türlü gerçekleştiremeyen endişeli bir çabanın psikolojisiydi bu.

Evde bir şeyler hazırlarsa, yarınki sınava çalışamayacak bunun için pişmanlık duyacaktı.

Kampüsten eve doğru hızlıca yürümeye başladı. Kampüsten henüz yeni çıkmışken caddenin üzerindeki köy kahvaltısı servisi yapan dükkânı gördü.

Dışarıdaki masanın ikisinde iki çift köy kahvaltılarını yapıyordu.

Hallerinden gayet memnun görünüyorlardı.

Kız arkadaşından şu zamanda ayrılması hiç iyi olmamıştı.

Sınavlara iyi çalışamadı bu yüzden. Zihni allak bullaktı.

Kahvaltı da zihin açıcı, zengin bir menü: Bal, tereyağı, kaymak, reçeller, zeytin çeşitleri, omlet…

Mini porselen demlikte gelen çay. Şu durumda gayet cazip bir seçenekti.

Bir de, bütün gün ders çalışacağını hesap ederekten içeri girdi. Bu kahvaltı açlığını geceye kadar keserdi.

Masaya oturmadan önce personele yöneldi ve zamanının kısıtlı olduğunu, en kısa sürede servis yapılmasını rica etti.

Hiç oyalanmadan kahvaltısını yaptı .  Hesabı ödedi ve doğruca evinin yolunu tuttu.

Eve ulaşması okuluna yakın olduğundan fazla sürmedi.

Kahvaltıdan on iki dakika sonra anahtarını kapının kilidine hızlıca soktu ve sert bir şekilde kapıyı açtı.

Evde biri olsa hırsız mı diye şüphelenecek cinsten. Ama evde şu an kimse yoktu.

Elleri ayakkabıları çıkarmaya yöneldi. Çıkarırken hızlı yürüdüğünden bileklerinin zorlandığını hissetti.

Ayakkabılarını çıkardı ve parmak kalınlığında tozlanmış vestiyere koydu.

Hızlıca banyoya yöneldi yüzünü yıkadı ve yüzeysel şekilde kuruladı.

Mevsimlik montunu kapının arkasına astı.

Sonra odasındaki divana kalas gibi savurdu kendini.

Divanın yaşlı yaylarından acı bir gıcırdama duyuldu.  Biraz nefeslense iyi olurdu.

Aldığı birkaç nefesten sonra yarınki sınava çalışmaya başlamadan önce bir-iki saat kestirmenin yararlı olacağını düşündü. Ne de olsa dün gece 3’e kadar ders çalışmış, sabahta erken kalkmıştı. Biraz kestirmeye hakkı vardı yani.

Odasının penceresi öğleye doğru iyi güneş alıyordu. Bu güneşte direk gözlerine temas ettiğinden yerinden yavaş yavaş doğruldu. Eliyle güç bela perdeyi tuttu ve çekebildiği kadar geriye çekti.

Cep telefonunu cebinden çıkardı. Kontrol etti.

Annesi yoldan eve gelirken onu aramıştı. Telefonu titreşimde olduğundan fark etmemişti.

O da aradı annesini birkaç dakika sesini duymak için. Bu aralar yaşadığı durumlardan dolayı fazlaca annesini arıyordu.

Annesi çocukluğundan beri en büyük sırdaşıydı. Onun her şeyiydi.

Telefonunu sağına bıraktı. Kafayı iyice yastığa gömdü.

Uyumak için uygun pozisyon ararken karşı duvardaki S7v7n posterine gözü kaydı.

Aklı filme gitti ve katil karakterinin (Kevin SPACEY)  sağlam oyunculuğunu düşündü.

Acaba Kevin SPACEY gerçek hayatta da böyle zeki biri olabilir miydi?

Mümkünatı var diye düşündü.

Birkaç saniye daha postere baktıktan sonra divanda sağ omzunun üstünde dönerek iyice yayıldı.

Gözlerini kapadı.

Gözlerini kapar kapamaz yine kız arkadaşı aklına geldi.

Zaten günde 75 saniyede bir aklına geliyordu. Zihnini başka şeyler düşünmeye zorladı.

Kendine sorgulamaya başlamadan güç bela durdurabildi.

Şu an sadece uyuması gerektiğini kendi kendine telkin etti.

İçi geçmişti bir süre. Tam derin uykuya dalacakken telefonundan mesaj sesi geldi.

İlk aklına gelen tahmin ettiği kişinin ona mesaj atmış olma ihtimaliydi.

Gözlerini hafifçe araladı.

Vücudu çevirmeden, arkasında kalan telefonu eliyle yokladı.

Eli bulamadı telefonu. Vücudunu döndürmek zorunda kaldı.

Yine göremedi.  Telefon büyük ihtimal altında kalmıştı. Olduğu yerden şınava çekmeye başlıcakmış gibi elleriyle yükseldi.

Uykusu kaçmıştı bu arada. Telefonu kavradı ve hızlıca tuş kilidini açtı.

Mesajlar kutusu açılırken merakı hat safhadaydı.

Mesajı görür görmez küfür etmesi bir oldu. Mesajın başlığı ALBANKTI.

Reklam mesajı.  Nedensiz şekilde mesajı açtı ve okudu: ALBANKIN verdiği düşük faizli kredi hakkında bahsediyordu.

Mesajın sonunu okumadan sertçe NO tuşuna bastı.

Ve basarken “senin verdiğin düşük faizli kredinin a. Koyayım” diye küfürü bastı.

Akabinde “Numaramı nerden buldun da bu mesajı attın şerefsiz” diye söylendi.

Hakikaten ALBANK onun numarasını nerden bulmuştu ki?

Alarmı kurdu ve telefonunu sinirli sinirli kapadı.

Sonra karşı çekyata fırlattı.

Şimdiden doğru düzgün kestiremeden 50 dakika geçmişti.

Söylene söylene birkaç dakika içinde uykuya daldı.

—————————-

 

Bu da (nankör) D şıkkın’a…

Senin kurallı biçimde sıralanma korkun vardı.

Oysa ben hala obebimizin olabiliceğini düşünüyordum.

Senden sadece 0<la<1 arası bir değer istedim.

Ne ala,

Senin bir asal çarpanın bile yokmuş,

Reel değilsin…

(473 kez okundu.)