İvirtual-worldlk zamanlar Sanal âlemde birinin size “slm” yazmasını görmek bile heyecan uyandırırdı. Çünkü karşıda gerçek birinin olması durumu ilginç kılardı. Gizem ve merak vardı; karşıda kişi gerçekte kim,nasıl biri?  Acaba doğru söylüyor mu?… Belki genç bir erkek, hayatında ilk defa bir kızla öz güven dolu bir şekilde konuşabiliyordu bu ortamda. Saçmalıyordu belki çoğu kez farkında olmadan. Olsun, bu sorun değildi. Çünkü gerçekte birbirlerini ne tanıyor,ne de biliyorlardı. 

 

Teknoloji değişiyor, hayat değişiyor, insanların bakış açıları değişiyor.. Ülkemizde internete bakış açısı da 7-8 yıl içinde tümden değişti. Güvenilmez denen dijital bir ortam, birden dost, dert ortağı, sırdaş, sevgili oldu. Üzüntümüzü sevincimizi burada paylaştık. Feryadımızı buradan ettik. Yeri geldi sustuk yeri geldi coştuk.. Adı da değişti “Sosyal Medya” oldu. Çünkü sanallık kalmamıştı ki.  Benim gözlemlerimle bu kabuk değişiminin

mircindir

nasıl olduğunu sizinle paylaşacağım.

2000’li yıllar. Ülkemizin internetle yavaş yavaş haşır neşir olduğu zamanlar. Sanal âlemde sosyalleşme o zamanlar mirc, (nadir de olsa) icq gibi programlarla sağlanıyordu. İnsanların birbiriyle sohbet etmek için “nick” (takma isim) kullanıyordu. Nick genelde kişinin isminden çok alakasız, her dilden, abidik gubidik hece ve kelimeden oluşurdu. Nick kullanmanın sebebi gizlenmekti.  Sohbet programlarında ise sohbetler

matrix

genelde selamlaşmadan öteye gitmezdi. Slm,naberin

ardından “Asl?”  diye bir kısaltma sorusu meşhurdu. İngilizcenin baş harflerinden oluşmuş ve açılımı yaş, cinsiyet,memleketti.  İnsanlar birbiriyle tanışırken yaşadığı şehirleri, gerçek isimlerini ve yaşlarını saklama eğilimindeydi. Düşük bir ihtimal gibi görünse de insanların kimlik ifşaa endişesi vardı. Mirc’te (zurna,geyik kanalları unutulmazlardan) koyu bir sohbet olduğunda, güven göstergesi olarak, insanlar birbirine gerçek isimlerini itiraf ederdi .Hatta gerçek yaşlarını ve memleketlerini… Sohbet sonunda o kişiyle bir daha karşılaşmazsınız ve bir varmış bir yokmuş a dönerdi durum.  (Çok nadir ilerleyen günlerde karşılaşma olabilirdi tabi. Kişiler Nick’leri değiştirmediyse) İnternetten sosyalleşme durumunun gerçek hayata taşınması pek görünmemiştir. İşte 2000’li yıllarda insanlar için internet bu demekti. Külliyen palavradan ibaret, alakasız insanların

birbiriyle sohbet ettiği,eğlendiği, karşı cinsi bulma ümidi ile zaman geçirilen bir alandı.

messenger

Gel zaman git zaman 2004’ler civarı Messenger fenomeni ortaya çıktı. Bunda durum biraz

farklıydı. İnsanlar kendi e-mektup adresleriyle hesap açabiliyordu.  Kendilerine ait sabit bir adres, bir izdi bu.Kişinin e-mektup adresini ekleyip, onaylandığınız taktirde, artık kişi her online olduğunda onu görebilirdiniz. Üstelik internet hızlanmasıyla, görüntülü sohbet sistemi de programa eklendi.Bu insanlara hayaldi gerçek oldu dedirtti. Çok uzak yerlerden görüntülü,sesli sohbet etmeye başladılar. İnsanlar gazetelerde, dergilerde internetten evlenenlerin haberlerini sıkça okumaya başladılar.  Bu, insanları şaşırtmakla birlikte, interneti güven konusunda sorgulatmaya itti. Herkes şunu düşündü: “Yok artık! İnsanlar gerçekten internet ortamında tanışıp evlenmiş miydi?” Yine uzmanlar ilerleyen yıllarda her evde bir bilgisayar olacağı iddiasını ortaya attılar.(İddianın sonuçları günümüzde ortada.)  Msn abisi Mirc sohbet programıyla kardeş oldu. İnsanlar mirc le tanışıp birbirlerinin e-mail adreslerini alıyorlardı. Sonra msn’de ekliyor,sohbetin devamını sağlıyorlardı. Bu tür durumlar cinsiyet ayırt etmeksiniz, her yaştan ilgili kişiyi internet ile tanışmaya zorladı. Talep çoğalınca mahallelerdeki atari salonları yerini internet kahvelere bıraktı.  Her mahallede bir internet kahve olmaması bir eksiklikti artık. Kahveler doluyor taşıyordu. Artık toplum internete iyice kaynaşmaya başladı, karşı cinsle etkileşmenin önemli bir alternatif yolu olmuştu derken… Ülkemizde ve dünyada 2005 yılları gibi facebook ihtilali oldu.

 

okul-arkadasiFacebook, yaklaşım biçimi olarak ezberleri tepetaklak edecek bir olguydu. Facebook  “eski okul arkadaşlarınızı burada bulabilirsiniz” gibi bir sloganla ortaya çıktı. İnsanlar şaşırdılar. Bu gerçekten mümkün müydü? Meraktan siteye girdiler. Arkadaşlarını bulmaları için gerçek isim,soyisimlerini bilmeleri gerekiyordu. Bir taraftan aynı durum kendileri içinde geçerliydi. Gerçek isimleriyle üye olurlarsa ancak bu şekilde arkadaşları tarafından bulunabilirlerdi. Facebook’un ülkemizdeki ilk yıllarında, gerçek isim ve profil fotoğraflarıyla bir şeyler paylaşmak, insanlara tuhaf ve ürkütücü geldi.  Çünkü kişi adıyla, sanıyla, gerçek fotoğrafıyla tüm sanal aleme ifşaa oluyordu. Mirc-sohbet programında gerçek isim bile söylenmezken, kabuk birkaç yıl içinde böyle kırıldı. (interneti hayatımıza yayılma hızına paralel şekilde)  Kuşkular

kahvalti tabagi

kafalarda son buldu. Yeni nesil zaten interneti hiç sorgulayamadı, direk olayın içinde buldu kendini.  (Buraya kadarki durumlar internet kuşağı çocuklarına tuhaf gelecektir. Çünkü onlar nerdeyse kuvözdeyken ellerine cep telefonu tutuşturulmuştu. )

 

Kocaman bir yalan rüzgarı olarak bilinen sanal alemde artık bir rönesans olmuştu. Takma isimlerle
dolaşan insanlar, artık an ve an nerede bulunduklarını söyler oldular. Sınırsız şekilde kendilerinden paylaşmaya başladılar. Paylaşırken kendilerinde olmayan şeyleri, eksikliklerini, onlarda varmış gibi göstermeye çalıştılar. Düşünceleri, sinirlendikleri şeyleri, siyasi görüşleri, hatta özel hayatlarını açık açık yazmaktan ve göstermekten çekinmiyorlardı artık. İnsanların bu kadar şeffaf olması iyi bir şey mi bilinmez? Bunu zaman gösterecek.

izlenme-takip

Şöyle bir hikâye uyduralım. Bir uydu yapılmış olsun olsun. Bu uydu dünyada bazı insanları bütün gün takip ediyor.  Nereye gittiklerini, ne yaptıklarını, an ve an izliyor,rapor ediyor. Takip edilen kişilerden birinin siz olması fikri ürkütücü gelirdi değil mi? Ben niye takip ediliyorum, niye benim peşimdeler diye düşünür insan. Günümüzde daha gelişmiş bir uydu var: Nerede olduğumuzu, ne yaptığımıza ek olarak; aklımızdan o an neler geçtiğini, nelerle uğraştığımızı, ruh halimizi… kısaca her şeyimizi takip ediyor, ve o kadar gelişmiş ki kendini gizlemeden, çekinmeden, hatta bize,  bütün bunları gönüllü olarak yaptırıyor.“The Truman Show” filminin başrolünde bu sefer milyonlar oynuyordu… Bu çok gelişmiş uydunun adını hepimiz biliyoruz… Sosyal Medya’ya hoşgeldiniz.

 

(384 kez okundu.)