Yaşam durup bakmak için mi yoksa koşup yanından geçmek için mi?

 

Saatine baktı. 3 dakika 28 saniye olmuştu. Saç kökünden çıkan ter damlaları şakaklarının arasından süzülerek burnunun üstünde toplanıyordu. Oradan şıp yere. Nefes alışı saniyeler geçtikte daha da zorlaşıyordu. Saatine yine baktı. Zor durumda kalınca saniyeler nasılda geçmek bilmezdi. Sanki geçen her saniye saatler sürüyordu. Kendisiyle saunada 5 dakika kalacağım diye anlaşmıştı ama dayanamayıp 4 dakika 21 saniye de kendisini dışarı attı. Saunanın kapısını kapatırken yandaki tabeladaki yazı dikkatini çekti: “Saunada 8 dakikadan fazla durulması zararlı olabilir.” Kendini çok sıktı ancak bu kadar içerde durabildi. Bu sauna sefasının sivilcelerine iyi geleceğini umuyordu. Çok kafasına takıyordu sivilcelerini. Bütün güvenini kırıyordu. Lise hazırlık ve birinci sınıfta sivilceleri yoktu. Ne oldu da bu yıl bütün suratı sivilcelerle dolmuştu? Geçecekti elbet ama ne zaman? Biraz azaldığı görse Neriman’la konuşma cesareti artabilirdi.

 

Saunadan çıktıktan sonra müşterek banyoların birinde son bir kez daha sabunlanıp durulandı. Artık çıkmanın vakti gelmişti hamamdan. Takunyalarıyla takırda ta takırdata soyunma odalarının yolunu tuttu. Sırt çantasından temiz iç çamaşırlarını çıkarıp giyindi. Saçlarını iyice kuruladı. Kurularken aynada sivilcelerinin son durumunu kontrol etti. Biraz gitmişti sanki. Terlemenin etkisiyle yüz gözenekleri de iyice açılmıştı. Danışmadan emanetlerini aldı ve minibüsün yolunu tuttu. Evleri müstakil bahçeliydi. Onlara dedelerinden kalmıştı. Bulundukları mahalle hızla kentleşiyordu. Eski evler yıkılıyor, yerine upuzun apartmanlar dikiliyordu. Zamanı gelince istemeden de olsa bu mirası da bir müteahhite vereceklerdi. O güneş görmeyen çok katlı karınca yuvası gibi evlerde yaşayacaklardı.  Minibüsten inince bakkala uğradı. Kendine akşam izleyeceği filmin yanında eşlik edecek cips ve Çamlıca gazoz aldı. Evlerinin avlusundan girdi ve zili çaldı. Açan olmadı. Annesi herhalde komşulara gitmişti. Kendi anahtarını da yanına almamıştı. Kapının bitişiğindeki kadife çiçeğine yöneldi. Saksının altını yokladı ve anahtar oradaydı. Kapıyı açtı. Çok acıkmıştı. Hemen mutfağa yöneldi. Mutfağı birbirinden güzel yemek kokuları sarmıştı. Annesi taze fasulye yemeği yapmış. Diğer tencerelere de baktı. Pilav ve mercimek çorbası. Gayet leziz. Masayı hazırladı ve afiyetle karnını doyurdu. TV açtı. Bu saatlerde sevdiği evlenme programları olurdu. Taradı biraz. Sonra Pazar olduğunu hatırladı. O programlar hafta içi yayınlanıyordu. Biraz daha kanallarda oyalandıktan sonra dizüstü bilgisayarını açtı. Kimya ödevini yapmak araştırmak için.

 

Ahmet, lise 2 nin sayısal alanında okuyordu. Orta boylu masum yüzlü bir çocuktu. Sınıfında çok ön plana çıkmayan, sessiz, içe dönük biriydi. Fen derslerini çok sever, not olarak sınıf ortalamasının üzerinde bir öğrenciydi. Okulda en çok Caner’le takılırdı. Genelde muhabbetleri teknolojik cihazlar ve F1 yarışları üzerineydi. Okulda Neriman’dan kimseye bahsetmemişti. Neriman ise aynı sınıfın eşit ağırlık kısmındaydı. Okulun en güzel kızlarından biriydi. Güzelliğinin farkında ve burnu biraz havalardaydı. Ya da Ahmet’te öyle bir izlenim uyandırıyordu.  İşte Ahmet’i de en çok çekindiren buydu: Reddedilme ve ifşa olma korkusu. Bunu kaldırmazdı. Ama Neriman ile kurduğu hayaller onun mutlu etmeye fazlasıyla yetiyordu. Her görüşte yeniden âşık oluyordu Neriman’a. Sabahları okula geldiğinde gözü hep kapıdaydı. Onu ilk gördüğü birkaç saniye yüzüne aptalca bir sırıtış oluşuyor, sonra çaktırmadan surat ifadesini hızla değiştiriyordu.  Bazı sabahlar Neriman okulun kapısın göremiyor; meraktan ölüyordu. Teneffüste tekrar Neriman’ı görünce rahatlıyor, geç kaldığını anlıyordu. Teneffüsler zaten Neriman’ı görme molasıydı sanki. Dönem boyunca Neriman’ın okula kaç kez geç kaldığını belki Neriman’dan daha iyi biliyordu. Tam 6 kez. Ama devamsızlık hiç yapmamıştı Neriman. Hiç hastalanmamıştı bu sene. Sınav zamanları panodan Neriman’ın notlarını kontrol ediyordu. Son matematik sınavından iyi not almamıştı. O an Neriman’a kütüphane de ders anlattığını hayal etti. O başarısız matematik notlarını nasılda yükseltebilirdi Neriman’ın. Ah bir kabul etseydi Ahmet’i.  Onu dünyanın en mutlu kızı yapabilirdi. Ama işte Neriman çok güzeldi ve Ahmet’in ise hayalleri vardı; başı Neriman’la başlayan, sonu Neriman’la biten.

 

Ahmet ailesiyle birlikte akşam yemeğini yedi. Odasına çekildi. Dolabını açtı. Gizli bölmedeki ayakkabı kutusunu çıkarttı. İçinde Neriman’a yazılmış şiirler, yazılar, Facebookta ortak arkadaşlarından bulduğu resimleri, onun için DVD ye çektiği filmler,mp3 diskleri. Hatta Neriman’ın kullandığı parfüm. Parfümü masasındaki sümbül çiçeğine sıktı. Sümbül Neriman koksun diye. Ajandasına Bugün Neriman yeni bir ayakkabı almış diye not etti. Sonra kutudan çıkardıklarını özenle geri koydu. Dizüstüsünden belki 80 defa izlediği Makas Eller filmini açtı. İzlerken yine kız karakter Neriman, Makas El Edward ise Ahmet’ti. Edward da açılamıyordu ya kıza. Mesele ortaktı yani. Hayaller zaten kendiliğinden geliyordu. Ne güzel olurdu Neriman’la bu filmi beraber izleselerdi.

 

Yarın haftanın ilk günü olacak ve dönemin 17. Hafta zili yine Neriman için çalacaktı. Biriktirdiği paralarla aldığı pahalı parfümü yine sıkacak, saçlarını sert jöleyle sultan papağanı gibi yine geriye atacaktı. Hepsi Neriman’ın onu beğenme ihtimali için. Sabah yatağından kalktı.Hazırlığını yaptı ve okula geldi. Gözler her zamanki gibi okulun kapısındaydı. Bu sefer Neriman tek ya da kız arkadaşlarıyla beraber okulun kapısından girmiyordu. Bir erkeğin koluna girmişti. Bu bir gün olacaktı zaten. Ne bekliyordu ki? Neriman sonsuza kadar o kapıdan hep yalnız mı girecekti?  On an kendini dünkü saunadaki gibi hissetti. Ama bu sefer saunada 8 dakika kalmıştı. Titreyerek terledi ve nefessiz kaldı. Zaman onun için yine durmuştu. Bir tık ileri gitmiyordu. Neriman durumun farkındaydı. Hatta en başından beri.  O bakışlara hiçbir kız kayıtsız kalamazdı, anlamını çok iyi bilirdi. Ama doğası gereği bu şekilde davranması gerekmişti. Belki Ahmet’i gerçekten beğenmiyordu, belki o da başkasına aşıktı yada ilk adımı Ahmet’ten bekliyordu. Her ne ise. Ahmet Neriman’la konuşmadığı için üç bilinmeyenli bir denklem. Ama Neriman’ın Ahmet’i görünce yaptığı hareket bir şeyler anlatır gibiydi:Yanındaki oğlanın kolundan usulca sıyrıldı ve çaresiz bir şekilde yanında yürümeye devam etti.

 



(751 kez okundu.)