Hava kararıyordu. İstanbulun kirli havası kararma işini hızlandırdı. Yakup, Sizin Market’in köşesinde, serin ve kuru bir yere yayılmıştı. Patilerinin üstüne kafasını koymuş, rüzgarın yaptığı müziği dinler gibi bir hali vardı. Çevreden farklı kokular ve sesler duyunca kaşlarını kaldırıyor, olan biteni kaçırmamaya çalışıyordu. Markete giren biri ona seslendi. O da istifini bozmadan, kuyruğunu yerleri süpürür gibi sallayarak, selamını aldım işareti yaptı. Herkese yapmazdı, sadece gülümseyerek seslenenlere. Bu şekilde bir süre daha takıldı.

 

Kestirmesi derinleşmiş iyice uykuya dalmak üzereydi ki burnuna bir koku geldi. Sokağın sonundaki bir evden gelen pişen et kokusuydu bu. Zaten bugün fazla bir şey yiyememişti. Reddedemedi kokuyu. Ağır ağır yerinden doğruldu. İki ayağını geriye doğru attarak esnedi. İyice doğrulduktan sonra uzandığı köşenin duvarına işemeyi ihmal etmedi. (yakup was here,karabaş was here too.) Bu köpekler arasında bir tür ben buradaydım ve burası benim çöplüğüm demek gibi birşeydi. Kuyruğu sprial şekilde gece lambaları eşliğinde kokunun geldiği yöne tın tın ilerlemeye başladı.

 

Ömrü bu mahallede geçmişti. Eskiden bu sokaklar onun için çok daha renkliydi. Şimdilerdeki gibi gün boyu yatmaz, sürekli dolaşırdı. Mahallenin çocuklarının ilgi odağıydı. O da çocuklara bayılıyordu. Hepsi onun seviyor kafasını okşuyordu. Çok keyif alıyordu bundan. Onun için bu “biz senle dostuz” anlamı taşımaktaydı. Çocuklar aburcuburlarını ve annelerinin yaptıkları domatesli, peynirli ekmek aralarını onunla paylaşırdı. Onun ise en sevdiği pizza krakerdi. Çocukların pizza krakeri teker teker vermesi ona oyun gibi gelirdi. Şimdilerde ise mahalleyle birlikte günümüz çocuklarıda değişmişti. Çocuklar eskisi gibi dışarı çıkıp oyun oynamaz olmuştu. Okul dışında bütün zamanlarını evlerinde geçiriyorlardı. Bilgisayar ve televizyon, parklarda,sokaklarda oyun oynamaktan daha cazip geliyordu onlara. Pati vermeler, şakalaşmalar, kedi peşinde koşmalar hepsi geçmişte kalmıştı.”Yakup Tut” denmesini bile özlemişti. Ayrıca Yakup eskiye nazaran daha da ürkekleşmişti. İnsanlar daha da sinirliydi onun gözünde. Bazı insanlar ona sevecen yaklaşıp seviyor bazıları ise bir kabahat işlemiş gibi ona bağırıp zarar vermeye çalışıyordu. Neden böyle davrandıklarını hiç anlayamamıştı. O yüzden artık insanlara daha tereddütlü yaklaşıyordu.

 

 

Taze etin piştiği binanın önüne geldi. Koku, Kalender Apartmanı’nın ikinci katından geliyordu. Bu pencereyi iyi bilirdi. Bu dairede oturan çocuk onu aşağıda ne zaman görse yiyecek bir şeyler atardı. O ümitle kafasını pencereye doğru kaldırdı ve bir süre bekledi. Belki çocuk onu yine görür, pişen şeyden bir parça atar diye. Ümidi boşa çıktı. Çocuk pencereye çıkıp onu görmedi. Çöp bidonlarında şansını denemeye karar verdi. Yiyecek bulmak için sokak sokak gezindi. Yıkılmak üzere olan eski bir harabe evin önüne geldi. Bu harabeyi tanıyordu. Önündeki çöp kovasından et-kemik kokusu aldı. Zaten kovanın üstünde kedinin olması bunun işaretiydi. Kovaya doğru yanaştı. Kedi onu farketti ama fazla oralı olmadı. Ganimeti vermeye pek niyetli görünmüyordu. Hırr layarak kediyi kaçırdı. Yiyeceğe ulaşmak için olduğu yerde iki ayak üstüne kalkarak çöp kovasını devirdi. Poşeti bulup dişleriyle yırttı.İyice sıyırılmış tavuk budu parçalarına ulaştı. Bu onun için ideal bir menüydü. Kafasını sağa sola yatırarak sabırla etleri çiğnedi.

 

Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Uyumak için önündeki harabe olmuş müstakil eve girdi. Arka odaya yöneldi ve tanıdık köşeye uzandı.Bir kaç dakika sonra gözlerini kıstı. Ve hatıralar merdiveninden bir bir çıkmaya başladı. Burası onun dünyaya geldiği yerdi. Annesi ve kardeşleriyle bir müddet burada yaşamıştı. Annesinin bir kaybolup bir ortaya çıktığında kardeşleriyle birlikte ne kadar korktuğunu hatırladı. O zamanlar annesi onlara süt verebilmek için yemek aramaya gittiğini bilmiyordu. Hatıralar aklına geldikçe köpeklere özgü bir sesle kısık kısık inliyordu. Annesinin ensesinden tutup sağa sola dolaştırmasını, onu yalayıp temizlemesini özlemişti. Diğer dört kardeşiyle, karınlarını doyurduktan sonra itişe kakışa nasıl boğuştukları gözünün önünde geldi. Kardeşleriyle boğuşmak ne güzel birşeydi. Şimdi onlar nerededir kim bilir? Aradan onbeş dakika geçmemişti ki iyice büzülerek uykuya daldı.

(278 kez okundu.)