–          Görsel ve yazılı medyamız gündem yaratmak için ellerinden ne gelirse yaparlar. Ana ilke “ne olursa olsun yeter ki gündem olsun.” Dur. Bir haber veya röportajdan şiddet,seks ve sataşma içerikli cümleleri seçip onu başlık yaparlar. İlginç bir vurgu çeşidi de yapılan vukuatın türü değil, vukuatı kimin yaptığıdır. Günümüzde popüler bir vurgu çeşididir. Örneğin bir süre önce manşetlerde, İTÜ Bilgisayar Müh. Yüksek Lisans Öğrencisi A.K, kızlar tuvaletine gizli kamera koymuş diye bir haber vardı. Burada asıl olay, gizli kameranın koyulması değil bunun yapan kişinin Yüksek Lisans Öğrencisi olmasıdır. Haberin derinliğinden şunu anlarız: “ Bak bu kadar okumuş,adam olamamış, kültürlü kişilerde yapabiliyormuş demek ki…” Tarafsız, dürüst habercilik bu olsa gerek. Gazeteciye sorsan “toplumun istediği bu, biz de bunu veriyoruz” derler. Adam haklı beyler..

 

–          Sınavlarda sonra sık görülen davranışlardandır: Kişinin sınavı kötü geçmişse sınavdan sonra ilk kimi görse “ay sınav çok zordu, kazık sormuş şerefsiz, hep çalışmadığım yerlerden gelmiş” gibi nidalarda bulunur.  Soruların altında kendine hemfikir başkalarını arar. Kendi paniklikliğini, bir nevi suçluluk duygusunu hafifletmek ister.  Sınav sonrası sendromu deriz biz buna.

 

–          Alışveriş yaparken (giyim vb.), yerin ve markanın özelliğine göre satış personelinin müşteriye ilgi ve alakaları farklılık gösterebilir. En büyük farklılık, prim üzerine çalışan mağazalardadır. Satış elemanı sürekli peşinizden ayrılmaz ve bir şeyleri  size ittire ittire satmaya çalışır. Markalı çalışan yerler ise az çok işin konseptini (kavramını) çözmüşlerdir ve personeli ona göre eğitilmiştir. Müşterinin mal yürütecekmiş gibi sürekli peşinde dolaşmanın, ona yakın pres (baskı) uygulamanın müşteriyi boğacağını bilir. Ama iki tip satış temsilcisinin ortak bir noktası vardır.Ne giyerseniz giyin hep “çok yakıştı” derler. Bizim bazen sırf karşıdaki kişi mutlu olsun diye duymak istediği şeyleri söylememiz gibi. Yapmacık ve nadürüst.

 

–          Kişisel gelişim kitaplarını birçoğunuz okumuştur. Ya da bu tarz “max 20 dakikalık gaz veren” seminerlerde bulunmuşsunuzdur. Sizin yıllarca yapamadığınız, değiştiremediğiniz şeyleri bir anda değişebileceğini iddia ederler. Örneğin insanlarla iletişimde Empati Kurun derler sürekli. “Empati kur!” demekle herkes kurup, bunu empatiyal davranış şekline dönüştürebilseydi keşke. Ama kişiliğin çarkları ne yazık ki bu kadar kolay değişmiyor.  Empati kurabilmek bir kişilik özelliğidir. Cömertlik, dürüstlük, açık sözlülük gibi. Nasıl bir insan hemen “cömert olun!” deyince olamazsa empati kurma özelliği kazanabilmesi de bir o kadar zordur. Yani orda yazılan birçok kavram gibi maalesef şıp diye kazanılan bir özellik değildir. Acı ama gerçek.

 

–          İnsanlar çeşitli sebeplerden dolayı bazen lafın ölçüsünü kaçırabilir. Sonra karşıdaki kişi fazla reaksiyon gösterince de “ya lafın gelişi öyle söyledim” der. Bu cümle kıvırmanın en popüler cümlesidir. Lakin günümüzde pek tutmuyor. Fesatlık, çekememezlik ve küçümseme içerikli cümlelerin arkasından, olayı yumuşatabilmek umuduyla söylenir.

 

–          Evlilik toplum temelini oluşturan yegâne etkendir. Ben şu anda bu yazıyı yazabiliyorsam; keza siz de okuyabiliyorsanız, bu bir evliliğin içler-dışlar çarpımının sonucu sayesindedir. Evliliğin çevre huzurunda yapılmasına ise düğün denir. Tanımlamaları bırakıp esas izah etmek istediğimize gelelim: Adetlerimizden dolayı takı töreni yapılır. Yakınlık derecesine göre gelin ve damata ziynet ve para takılır. Bu esnada kızın ve oğlanın anneleri kimin ne taktığını çok yakından izler. Bir nevi “noterlik” yaparlar. İşin ilginç tarafı bu koca teyzeler onlarca sene geçmesine rağmen, kimin ne taktığını çok iyi hatırlarlar. Gelen akraba, tanıdık ne taktıysa yıllar sonra geri iade usülü onlarda benzer şey takarlar. Demek ki çetele tutmak da adetlerimizin arasında..

 

–          İnsanlar arasında sınıf ayrımı yapmak iyi bir şey değildir. Ama insanlar bazen bu sınıf ayrımını kendi kendilerine yaparlar. Örneğin “Beyaz Şahin” belirli bir kesimi sembolize eden bir fenomendir.  Asker uğurlamalarının değişmezidir. (Ekürileri Renault 9 ve Toros dur.) Modifiye araç kavramı onun için icat edilmiştir. Yürürken arkanızdan sinsi şekilde, gümbür gümbür sesle gelen tesisatlı arabadır o: Beyaz Şahin.  Neden bu araçlar hiç Opel, Wosvagen olamaz? Opel kullananın adamın abartılı araç konvoyu yapmaya, gümbür gümbür müzik sesiyle mahalleyi ayağa kaldırmaya, abartıcı egzoz takmaya hakkı yok mu? Cevap: Opel kullanan kişinin “modifiye yapmaya” ihtiyacı yok olduğundan olabilir mi? (Ben niye taktım Opel’e onu da anlamış değilim,2012 modellerinden olsa gerek.)

 

 

–          Toplum baskısının ülkemizde olduğu bir gerçektir. Bu baskı çocuk yaşlarda başlar. En baştan çocuk okulu bir eğitim yuvası olarak değil, kendini kanıtlamak olarak benimsemiştir.” Çocuk: Eğer karnem pek iyi olursa öğretmenim ve annem beni sever, yoksa sevmezler.” Diye düşünür duruverir. O düşünüşleri hayatının sonuna kadar sürücektir garibimin. Lise okurken üniversiteye girebilecek misin,üniversiteye girersen iyi bir bölüm kazanacak mısın diye sorularla karşılaşılır. Birey üniversiteye bir şekilde girmiştir. “Ne zaman bitireceksin, iş bulacak mısın?”  safhası gelir. İyi kötü bir iş bulursun,askerliği ne zaman aradan çıkaracaksın?(Burda yeni bir baskı akım doğuyor:Bedelliyi ne zaman yapacaksın?) Ondan sonra ne zaman evleneceksin? Evlenirsin ne zaman çocuk yapacaksın, bak kaç yıl oldu? (Bak bujilerde bir problem olmasın.)Çocuklar oldu nihayet,üstüne büyüdü, okudu adam oldu. Onları ne zaman evlendireceksin? Evlendirdin bu sefer torunların nerde? diye bolca gider.“Sanki toplum hakim, birey de onun mahkumudur.” Sürekli bir şeylerle yargılar seni. İyisi mi kişi yapabiliyorsa eğer bunları hiç umursamamasıdır. Ama “toplum ne derler?” güdülemesinin tohumları daha çocukken bilinçaltına yerleşmiştir. Anne, baba, öğretmen, sülale seni sevmez sonra..

(411 kez okundu.)